Yaban Gülüm's profileYABAN GÜLÜMPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
YABAN GÜLÜMHaydi Aşk İle Çek Bir Salavat...Allahümme Salli Alâ Seyyidinâ MUHAMMED...
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
November 21 Dost dediğin...Dost dediğin...
![]() Kimi zaman boşluğa düşer insan... Karamboldedir karamsar olur... Kimi zaman hiç olmadığından daha çok yalnızlık duyar için için... 'Yuvasından düşen kuş gibi ' ne yapacağını bilemez. Ve terk eder kendini atar kader rüzgârlarının meçhule giden kollarına... Oysa hayat tesadüfler okyanusudur. Hangi ırmağın hangi denize ve hangi denizin seni bu okyanusun hangi köşesine taşıyacağı bilinmez. Bir bakarsın ki tam dünyanın tüm yükü omuzlarında sandığın bir anda biri çıka gelir... Duyguların değişir o anda yaşama nasıl bakacağını şaşırırsın... Ve O hayatının bir köşesine oturup o okyanusta seninle birlikte akmaya başlar... Ne yana baksan oradadır. Ağladığında, güldüğünde, efkârlandığında, öfkelendiğinde, hep yanındadır. Yorulduğunda yaslanacak omuz olur sana çoğu zaman. Her şeyine katlanır. Kaprislerine, bağırış çağırışlarına aldırmaz. Ayağın gözün kulağın olur yeri geldiğinde... Aşktan acıdan. Mutluluktan, hastalıktan uyuyamadığın gecelerde yastığındır. Bir kumsalda oturup yıldızları sayarken, denize her taş attığında o vardır yakamoz pırıltılarında... Bir deniz feneri gibi zifiri karanlık ve fırtınalı havalarda sığınacağın limanın habercisidir senin için artık bir sevgili, bir kardeş, bir bacı, bir ana ve baba gibidir... Ve sen farkına varmadan, tarifi imkânsız bir tutkuyla bağlanırsın Ona öylesine ki bir gün pılını pırtını toplayıp gitmek istesen bilirsin ki ardına düşmüştür, peşindedir. Gün gelir kendine bile söylemekten korktuğun sırlarını anlatırsın ona seni bir bulmaca gibi saatlerce sıkılmadan çözebilir. Günler sürse de dinler seni... Seninle güler seninle ağlar... Geçmiş acılarını paylaşır hayallerine ortak olur... Ve bilirsin, saçını tararken ne yaptığını, buzdolabının kapağını nasıl kapatacağını... Ve onun özelinde, kimseyi kırmayı düşünemezsin. Buna elin de dilinde varmaz. Sonuçta, kendine gelmeye, kendin olamaya başlarsın... Coşku ve heyecanla dolar için... Aşılması güç, sarp ve yalçın kayaları bir solukta geçebileceğin özgüveni duyarsın... Gözlerinde bir pırıltı bir mutluluk vardır. Mavi daha güzel. Beyaz Daha masum ve kırmızı daha alımlıdır senin için... O da seninleyken umutludur... Yanılmazsın söz verdi mi geleceğini bilirsin. Sabah kalktığında ilk ne yapacağını öğrenmişsindir. Vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olmuştur senin için artık... Sigaradaki duman gibi. Okumak gibi, su içmek yemek yemek gibi... Her gün halının altına koyduğun anahtar gibi... Dosttur Onun adı... Dostluk sana sunduğu... Ve sen istesen de silemezsin onu... Kopamaz, terk edemezsin... Çünkü bir oya gibi işlemiştir çiğlerinin en ücra köşesine kadar, alışkanlığın olmuştur. Ne mutlu böyle bir DOST bulana... alıntıdır... October 02 Bekliyorum,gelecektin.....
Parçalanmış kırık dökük gönül kasesinde sunuyorum Sana adadığım sevdamı... Binbir parçaları biriktirip dimağımda Sana dair hiç görmediğim, görmeye hakkım olmayan hayalini kuruyorum; yapboz misali... Ben yaptıkça o yıkılıyor, o yıkıldıkça ben yapıyorum....
Her yıkılış daha güçlü doğruluşlara gebe oluyor... Gözyaşlarımla besliyorum, Yürek saksısında, beden toprağına ektiğim hasret gülümü... Adını anmak yetiyor fırtınaların kopmasına, Dalgalar hırçın hırçın vururken ruh sahiline, Sağnak olup akıyor gözyaşlarım hasretinle...
Ve sonra... Ve sonra umut güneşi doğuyor en uç tepeden, karamsarlık dağlarının ardından, katran gecelere inat, karanlığı boğarcasına...
Sen beklenendin ve gelecektin ansızın... Hiç yitirmiyorum umudumu yakmıyorum gemileri umuda dair... Bekliyorum, gelecektin, son nefesi vermeden... Çünkü beklenendin,özlenendin Sen... Ve yürek özlendiği yere akardı...
Bir mektup yolluyorum gönül hanemden yeşil mekanına... Kara gözlüm'e selamımı iletin diyorum, Haberler salıyorum ak güvercinlerle Medine'nin nurlu gülüne bir garip bekler Seni en kuytu köşelerde...
Siyah beyaz şimdi Sen'siz geçen her anım Renkleri Sen'sizlikte tükendi hayatımın... Sen'i Sen'inle yaşamak yazılsaydı ahh bahtıma Yollarında ulaşsaydım ömrümün sabahlarına... Sen'sizlik can özüme kadar dayandı Gece gözlüm söyle vuslata ne kaldı....
Yaban Gülüm..(02 ekim 09) September 30 Gönlünüzün frekansı nereye ayarlı?...Gönül frekansım ilk seninle mana buldu Ey Tevhidi Kelamım.
La ilahe illallah diyen yer ve gök ehli Hakka hep bu gönülden seslendi ardın sıra Benliğime açılmaz kilitler vurdum gelişinle, yokluklarda dolaşan biçareler olmamak adına Kaybedişlerin yaşandığı deryalarda boğulmadıysam eğer bugün Senin zikrinledir, Rahmanı yanımda hissetmem en çaresiz kalınan zamanda Dilimde gonca olup, kalbimde güle dönen ey emanet sözüm Nurunla arındır tüm yakında olup, uzaklarda kendilerini sananları Ve şahadetin şerbetini kanarak yudumlarken, ilk sen gel öp hasretle dudaklarımı Ömür sabahının ufkunda bırakıldığın yüreklerimizdeki bereketini Tan ağarışındaki çiğ tanesinin rahmeti kadar serin ve derin kıl her daim. Ey dilden ilk dökülen name, en son da sen uğurla Sevgiliye bizleri. Gönül frekansım şükrün eda edildiği iklimlerde sana yöneldi Ey Namazım Bir öğlenin yakıcı güneşini hisseden tenim gibi hissettim seni Nefsimle baş başa kaldığım mücadelemin en kavurucu noktasında Kıyamda sana verdiğim sözlerin ağırlığı sardı bedenimin üst yanını Bir bir rûkuda boynumu büktü yalan dünyanın mahcup bırakan yanları Ve secdeye varmak istedim koşarcasına af kapıları yüzlere kapanmadan Hep bir umutla selam gönderdim sana, kapına fikir, zikir ve şükür güllerini bırakarak Bir tek bu frekanstan gönderdim sana dualarımı ve çaresiz haykırışlarımı Bedenimi ve ruhumu çıkmaz sokaklara sürükleyen günahlarımla başa çıkmak adına Ve yalnız seccademin nuruyla aydınlata bilirdim, yüreğimin karanlıkta kalmış yollarını Ey Rahmanla buluşturan, baharımda tuttuğun ellerimi, sonbaharımda takatsiz kalıp bırakma Gönül frekansım arınmaya en muhtaç bir ayda sana yöneldi Ey Orucum Yoklukta sabretmeyi ve varlıkta şükretmeyi öğrettin her saniyenle birlikte Nefsimin doyumsuzluklarına setler inşa edip, günah girdaplarından korudun her zerremi Ruhumu özgür bıraktım ayaklara takılacak bir taş kalmayan Hakkın yollarında Hoşgörü yağmurlarıyla dolan kör kuyulara hapsettim benliğimi arınması adına Aç ve susuz aştım sabır çöllerini dua güneşinin aydınlığından güç alarak Ve Teheccüdün enfesliğiyle hem hal olurken, sahurun nuru aydınlattı bir anda gecemi İkindinin kızıllığıyla uğurlarken günü, iftarın bereketi anlamlı kıldı her rızk için şükür edilen hecemi Ömür hasatlarının yapıldığı şu mevsimin yağmurlarında ıslanmak doyasıya İstiğfar yıldızının ardın sıra dilek tutmak ve tövbe gök kuşağıyla günahlardan arınmak Koşabildiğince koşmak nefesler kesilinceye kadar af ovalarından Ezeli olana Ey diğer aylardan bin kat daha hayırlı olan, arınmama vesile ol ve kurtar beni çıkmazlardan Gönül frekansım paylaşmanın hazzını zerrelerinde hissettiği bir anda sana yöneldi Ey Zekâtım Bolluğun ihtişamından kendinden geçip benciliğin caddelerinde koşan gönlümü Yokluğun kol gezdiği sokaklarda dolaşanlarla komşu kılansın sen İkram etmenin bereketini her daim haneme doldurup yüreğimi coşturansın Samimiyetin gölgesinde verdikçe hiç azalmayıp, bilakis arttıkça artansın Sen insanları servette bir tutup, takvada birbirinden ayırıp üstün kılansın Yokluktan sararmış simaları, paylaşmanın bereketiyle yeniden canlandıransın Adaleti gönüllere Nev baharda bir tohumla ekip, hazanda kucak dolusu olarak toplattıransın Dünya sermayemizin bereketi, ahiret azığımızın en lezzetli lokmasısın sen Yalnızlığı silensin üzerimizden paylaştıkça kardeşliği perçinleyen bir dokunuşsun yüreklerimize Ey Emanet olunan, emanet verileceğin gönüllere girmeyi bizlere de vesile kıl Gönül frekansım hasretin ve vuslatın ufkunda sana yöneldi Ey Haccım Yıllarca özlemini yüreğimde büyüttüğüm sevdalının iklimine koştuğum vakitsin Gurbetin bağrında yetiştirdiğim, susuzlukta bile soldurmadığım gülümün diyarına uzanan bir sabah Hicretinle Mekke de hüzünlü bir geceyi yudumladığım, Medine de aydınlık bir mehtaba gözlerimi açtığım ansın İhrama bürünürken bütün dünyalıkların üzerimden akıp gitmesine vesile olansın Şimdi Arafat’ı şahit tutuyorum asırlardır senin için büyüttüğüm sevdama Umutla koşuyorum Merve ve Safa arasını Hacer misali hiç yorgunluk nedir bilmeden Ve hayranca dalıyor gözlerim kâinattaki yeşillerin en mukaddesine bürünmüş hanene Ve kendimi ilk kez bu kadar berrak görüyorum ravzandaki mermerlere bakıp bakıp kaybolurken Zemzem kuyusuna akıtıyorum şimdi gözyaşlarımı sevdanla yudumlayanların duasında olmak ümidiyle Ey sevgili şimdi kabul eder misin ikliminden çok uzaklarda yetişmiş Boynunun büküklüğüne aldırmadan mevsiminde gül olmak isteyen bu garip goncayı Gönül frekansım daima sana dönüktür YA ERHAMER RAHİMİN Sen ki, bu bedene can, bu ruha ilham olansın Sen ki, şah damarından yakın olan, her nefeste zikirle anılansın Sen ki, fikirlerimize varlığınla yön bulduran, nimetlerine karşı sonsuz şükre layık olansın Sen ki, varlığımın tek sahibi, ruhlarımızın ezeli ve ebedi hükümdarısın Sen ki, yaratılanlar âdetince hamdu senayla anılacak olansın Ey RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH’ım sana sesleniyorum şimdi Beşi birbirinden mukaddes taşla ördüğüm ve İslam’ın nuruyla yükselttiğim kalemden Bilirim ki, bu gönül frekansımın tek dinleyenisin ve dilediğimi esirgemeden ikram edensin Hamd sanadır, Ey Âlemlerin yegâne sahibi, Ey varlığıyla zerreleri kuşatan Rabbim Bu garip gönüllerin her daim dinleyici ol ve bizi senin varlığını duyanlardan ve bu sese ses verenlerden eyle… Hamd olsun Rabbim bu aciz sözlerimle seni anmama izin verdiğin için… Gönlümün frekansını sana yönlendirdiğin için… İLKNUR DOĞANAY September 09 Gelirmisin Efendim...![]() Hüzün damlıyor gözlerimden, ağır ağır geliyor bu cana ayrılık acıtmıyor Sensizlikten gayrı hiçbir elem Sensizliğe bir son verirmisin Efendim... Şimdi yokluğunla yaralı gönlüm terkediyor birer birer umutlar bekliyorum uykularım firarda Sen'i bana getirmiyor geceler Efendim.... Yine gelirmisin çok özledim ey Yar Yüreğim her zamandan daha muhtaç teselline can kuşum çırpınıyor ten kafesinde tükenen umutlara ab-ı hayat sunarmısın efendim... bir gece ansızın yine gelsen silsen yaşlarımı,daralan kalbime ferahlık versen ... ben geldim desen ,ben geldim uyan artık gafletten silkin ve kalk desen tutsan ellerimden kaldırsan tökezleyip düştüğüm yollardan.... yine gelirmisin Efendim küçük bir kız çocuğu edasıyla yalvarsam Rabbimin huzuruna çıkmaya utanıyorum desem asırlar öncesi sahip çıktığın yetim gibi banada sahip çıkarmısın Efendim... katran gecesi ruhuma güneş olup doğsan Sen'inle yeniden tertemiz doğsam uzatsam ellerimi sana doğru tutarmısın ellerimden Efendim... Nasıl bakarım bu cürmümle yüzüne başımı utancımla eğip önüme pişmanlıklarla dönmek istesem geriye huzuruna alırmısın Efendim... Son bir adımım uçurum kenarında kurtuluş istiyorum son anlarımda feryadımı duyup can sunar mısın ruhuma efendim... gelişin kurtuluşa vesile alacak yada bu satırlar son feryad.. bu acizin feryadlarını duyup bir kez daha gelirmisin Efendim... Gelirmisin?Gelirmisin? Gel Efendim… Gel ne olur... Bırakma beni yalnız bir başıma Sana muhtacım.. Gelirmisin Efendim... (Yaban Gülüm) 9 eylül 09… September 03 Kırgın durduğuma bakma...![]() Kırgın durduğuma bakma... Kırgın durduğuma bakma, aslında bende herşey aynı. Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor. "Hiç değişmeyeceksin" diyor bir dostum. Bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana. Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait. Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? Yaşım daha küçük yüreğimden. Ben aslında rüzgar olsam, hep doğudan eserdim. Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim. ![]() Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim. Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım. Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu. Ben aslında anladım, cami avlusuna terkedilen kundaklık bir çocuktan bir farkım olmadığını. Ben aslında anladım, hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu. Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım. ..... 'Neyse' deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri. Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı... ![]() Yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı'nın ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum. Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye... Oturup ağlamalıyım halime. Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece, kimbilir... ALINTI... Dualarda buluşalım İnşaALLAH ...
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
![]() - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Gönlünüzdeki güllerin ömrünüze dağıtılması dileklerimle Hoşgeldiniz....
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|