Yaban Gülüm adlı kişinin profiliYABAN GÜLÜMFotoğraflarBlogListelerDiğer Araçlar Yardım

YABAN GÜLÜM

Haydi Aşk İle Çek Bir Salavat...Allahümme Salli Alâ Seyyidinâ MUHAMMED...
ey yolcu sayfasına gitmek için tıklayınızhttp://en-sevgili.events.live.com/default.aspxBuraya tıklayınızBuraya tılayınız,güzel bir sayfaya ulaşacaksınız..
 
...Kimsem yokmuş şu dünyada SEN'den başka!.. SEN TESELLİ ET BENİ Öyle çaresizim ki RABBİM, çarelere ermiyor aklım... Merhametine uzatıyorum ellerimi... SEN'in rahmetinle yıkamak istiyorum kirli tövbelerimi.. Dizginle çılgınlıklarımı...Affet günahlarımı.. Ey affetmeyi seven RABBİM, sil göz yaşlarımı.. SEN teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma... Hayırlı kederlerimi SEN sevdir bana!.. Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, ömrüme ışık olsun sıkıntı anlarımda ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni.. Cahilim çok cahilim.. SEN yolum ol! SEN sonum ol! SEN tut elimden, SANA giden yollarda nurum ol! Dağlar kadar günahlarıma, bir avuç tövbe kırıntısı getirdim... SEN derman ol şu volkanlarıma... SEN'siz bir yürek ne kadar boş!.. AFFEYLE YÂ RABBEL ÂLEMİN

Yaban Gülüm ....

Meslek
Konum
İlgi alanları
 

 

Gül Ahmed'im...(s.a.v.)

 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
Fotoğraf 1 / 37
21 Kasım

Dost dediğin...

Dost dediğin...

Kimi zaman boşluğa düşer insan...
Karamboldedir karamsar olur...
Kimi zaman hiç olmadığından daha çok yalnızlık duyar için için...
'Yuvasından düşen kuş gibi ' ne yapacağını bilemez.
Ve terk eder kendini atar kader rüzgârlarının meçhule giden kollarına...
Oysa hayat tesadüfler okyanusudur.
Hangi ırmağın hangi denize ve hangi denizin seni bu okyanusun hangi
köşesine taşıyacağı bilinmez.
Bir bakarsın ki tam dünyanın tüm yükü omuzlarında sandığın bir anda biri
çıka gelir...
Duyguların değişir o anda yaşama nasıl bakacağını şaşırırsın...
Ve O hayatının bir köşesine oturup o okyanusta seninle birlikte akmaya
başlar...
Ne yana baksan oradadır. Ağladığında, güldüğünde, efkârlandığında,
öfkelendiğinde, hep yanındadır.
Yorulduğunda yaslanacak omuz olur sana çoğu zaman.
Her şeyine katlanır.
Kaprislerine, bağırış çağırışlarına aldırmaz. Ayağın gözün kulağın olur
yeri geldiğinde...
Aşktan acıdan. Mutluluktan, hastalıktan uyuyamadığın gecelerde yastığındır.
Bir kumsalda oturup yıldızları sayarken, denize her taş attığında o
vardır yakamoz pırıltılarında...
Bir deniz feneri gibi zifiri karanlık ve fırtınalı havalarda sığınacağın
limanın habercisidir senin için artık bir sevgili, bir kardeş, bir bacı,
bir ana ve baba gibidir...
Ve sen farkına varmadan, tarifi imkânsız bir tutkuyla bağlanırsın Ona
öylesine ki bir gün pılını pırtını toplayıp gitmek istesen bilirsin ki
ardına düşmüştür, peşindedir.
Gün gelir kendine bile söylemekten korktuğun sırlarını anlatırsın ona
seni bir bulmaca gibi saatlerce sıkılmadan çözebilir. Günler sürse de
dinler seni...
Seninle güler seninle ağlar...
Geçmiş acılarını paylaşır hayallerine ortak olur...
Ve bilirsin, saçını tararken ne yaptığını, buzdolabının kapağını nasıl
kapatacağını...
Ve onun özelinde, kimseyi kırmayı düşünemezsin. Buna elin de dilinde
varmaz. Sonuçta, kendine gelmeye, kendin olamaya başlarsın...
Coşku ve heyecanla dolar için...
Aşılması güç, sarp ve yalçın kayaları bir solukta geçebileceğin özgüveni
duyarsın... Gözlerinde bir pırıltı bir mutluluk vardır. Mavi daha güzel.
Beyaz Daha masum ve kırmızı daha alımlıdır senin için...
O da seninleyken umutludur...
Yanılmazsın söz verdi mi geleceğini bilirsin. Sabah kalktığında ilk ne
yapacağını öğrenmişsindir. Vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olmuştur
senin için artık...
Sigaradaki duman gibi.
Okumak gibi, su içmek yemek yemek gibi...
Her gün halının altına koyduğun anahtar gibi...
Dosttur Onun adı...
Dostluk sana sunduğu...
Ve sen istesen de silemezsin onu...
Kopamaz, terk edemezsin...
Çünkü bir oya gibi işlemiştir çiğlerinin en ücra köşesine kadar,
alışkanlığın olmuştur.
Ne mutlu böyle bir DOST bulana...
 
alıntıdır...
02 Ekim

Bekliyorum,gelecektin.....

 

Parçalanmış kırık dökük gönül kasesinde sunuyorum

Sana adadığım sevdamı...

Binbir parçaları biriktirip dimağımda Sana dair

hiç görmediğim,

görmeye hakkım olmayan hayalini kuruyorum;

yapboz misali...

Ben yaptıkça o yıkılıyor,

o yıkıldıkça ben yapıyorum....

 

Her yıkılış daha güçlü doğruluşlara gebe oluyor...

Gözyaşlarımla besliyorum,

Yürek saksısında, beden toprağına ektiğim

hasret gülümü...

Adını anmak yetiyor fırtınaların kopmasına,

Dalgalar hırçın hırçın vururken ruh sahiline,

Sağnak olup akıyor gözyaşlarım hasretinle...

 

Ve sonra...

Ve sonra umut güneşi doğuyor

en uç tepeden,

karamsarlık dağlarının ardından,

katran gecelere inat,

karanlığı boğarcasına...

 

Sen beklenendin

ve gelecektin ansızın...

Hiç yitirmiyorum umudumu

yakmıyorum gemileri umuda dair...

Bekliyorum,

gelecektin,

son nefesi vermeden...

Çünkü beklenendin,özlenendin Sen...

Ve yürek özlendiği yere akardı...

 

Bir mektup yolluyorum

gönül hanemden yeşil mekanına...

Kara gözlüm'e selamımı iletin diyorum,

Haberler salıyorum ak güvercinlerle

Medine'nin nurlu gülüne

bir garip bekler Seni en kuytu köşelerde...

 

Siyah beyaz şimdi Sen'siz geçen her anım

Renkleri Sen'sizlikte tükendi hayatımın...

Sen'i Sen'inle yaşamak yazılsaydı ahh bahtıma

Yollarında ulaşsaydım ömrümün sabahlarına...

Sen'sizlik can özüme kadar dayandı

Gece gözlüm söyle vuslata ne kaldı....

 

Yaban Gülüm..(02 ekim 09)

30 Eylül

Gönlünüzün frekansı nereye ayarlı?...

Gönül frekansım ilk seninle mana buldu Ey Tevhidi Kelamım.
La ilahe illallah diyen yer ve gök ehli Hakka hep bu gönülden seslendi ardın sıra
Benliğime açılmaz kilitler vurdum gelişinle, yokluklarda dolaşan biçareler olmamak adına
Kaybedişlerin yaşandığı deryalarda boğulmadıysam eğer bugün
Senin zikrinledir, Rahmanı yanımda hissetmem en çaresiz kalınan zamanda
Dilimde gonca olup, kalbimde güle dönen ey emanet sözüm
Nurunla arındır tüm yakında olup, uzaklarda kendilerini sananları
Ve şahadetin şerbetini kanarak yudumlarken, ilk sen gel öp hasretle dudaklarımı
Ömür sabahının ufkunda bırakıldığın yüreklerimizdeki bereketini
Tan ağarışındaki çiğ tanesinin rahmeti kadar serin ve derin kıl her daim.
Ey dilden ilk dökülen name, en son da sen uğurla Sevgiliye bizleri.

Gönül frekansım şükrün eda edildiği iklimlerde sana yöneldi Ey Namazım
Bir öğlenin yakıcı güneşini hisseden tenim gibi hissettim seni
Nefsimle baş başa kaldığım mücadelemin en kavurucu noktasında
Kıyamda sana verdiğim sözlerin ağırlığı sardı bedenimin üst yanını
Bir bir rûkuda boynumu büktü yalan dünyanın mahcup bırakan yanları
Ve secdeye varmak istedim koşarcasına af kapıları yüzlere kapanmadan
Hep bir umutla selam gönderdim sana, kapına fikir, zikir ve şükür güllerini bırakarak
Bir tek bu frekanstan gönderdim sana dualarımı ve çaresiz haykırışlarımı
Bedenimi ve ruhumu çıkmaz sokaklara sürükleyen günahlarımla başa çıkmak adına
Ve yalnız seccademin nuruyla aydınlata bilirdim, yüreğimin karanlıkta kalmış yollarını
Ey Rahmanla buluşturan, baharımda tuttuğun ellerimi, sonbaharımda takatsiz kalıp bırakma

Gönül frekansım arınmaya en muhtaç bir ayda sana yöneldi Ey Orucum
Yoklukta sabretmeyi ve varlıkta şükretmeyi öğrettin her saniyenle birlikte
Nefsimin doyumsuzluklarına setler inşa edip, günah girdaplarından korudun her zerremi
Ruhumu özgür bıraktım ayaklara takılacak bir taş kalmayan Hakkın yollarında
Hoşgörü yağmurlarıyla dolan kör kuyulara hapsettim benliğimi arınması adına
Aç ve susuz aştım sabır çöllerini dua güneşinin aydınlığından güç alarak
Ve Teheccüdün enfesliğiyle hem hal olurken, sahurun nuru aydınlattı bir anda gecemi
İkindinin kızıllığıyla uğurlarken günü, iftarın bereketi anlamlı kıldı her rızk için şükür edilen hecemi
Ömür hasatlarının yapıldığı şu mevsimin yağmurlarında ıslanmak doyasıya
İstiğfar yıldızının ardın sıra dilek tutmak ve tövbe gök kuşağıyla günahlardan arınmak
Koşabildiğince koşmak nefesler kesilinceye kadar af ovalarından Ezeli olana
Ey diğer aylardan bin kat daha hayırlı olan, arınmama vesile ol ve kurtar beni çıkmazlardan

Gönül frekansım paylaşmanın hazzını zerrelerinde hissettiği bir anda sana yöneldi Ey Zekâtım
Bolluğun ihtişamından kendinden geçip benciliğin caddelerinde koşan gönlümü
Yokluğun kol gezdiği sokaklarda dolaşanlarla komşu kılansın sen
İkram etmenin bereketini her daim haneme doldurup yüreğimi coşturansın
Samimiyetin gölgesinde verdikçe hiç azalmayıp, bilakis arttıkça artansın
Sen insanları servette bir tutup, takvada birbirinden ayırıp üstün kılansın
Yokluktan sararmış simaları, paylaşmanın bereketiyle yeniden canlandıransın
Adaleti gönüllere Nev baharda bir tohumla ekip, hazanda kucak dolusu olarak toplattıransın
Dünya sermayemizin bereketi, ahiret azığımızın en lezzetli lokmasısın sen
Yalnızlığı silensin üzerimizden paylaştıkça kardeşliği perçinleyen bir dokunuşsun yüreklerimize
Ey Emanet olunan, emanet verileceğin gönüllere girmeyi bizlere de vesile kıl

Gönül frekansım hasretin ve vuslatın ufkunda sana yöneldi Ey Haccım
Yıllarca özlemini yüreğimde büyüttüğüm sevdalının iklimine koştuğum vakitsin
Gurbetin bağrında yetiştirdiğim, susuzlukta bile soldurmadığım gülümün diyarına uzanan bir sabah
Hicretinle Mekke de hüzünlü bir geceyi yudumladığım, Medine de aydınlık bir mehtaba gözlerimi açtığım ansın
İhrama bürünürken bütün dünyalıkların üzerimden akıp gitmesine vesile olansın
Şimdi Arafat’ı şahit tutuyorum asırlardır senin için büyüttüğüm sevdama
Umutla koşuyorum Merve ve Safa arasını Hacer misali hiç yorgunluk nedir bilmeden
Ve hayranca dalıyor gözlerim kâinattaki yeşillerin en mukaddesine bürünmüş hanene Ve kendimi ilk kez bu kadar berrak görüyorum ravzandaki mermerlere bakıp bakıp kaybolurken
Zemzem kuyusuna akıtıyorum şimdi gözyaşlarımı sevdanla yudumlayanların duasında olmak ümidiyle
Ey sevgili şimdi kabul eder misin ikliminden çok uzaklarda yetişmiş
Boynunun büküklüğüne aldırmadan mevsiminde gül olmak isteyen bu garip goncayı

Gönül frekansım daima sana dönüktür YA ERHAMER RAHİMİN
Sen ki, bu bedene can, bu ruha ilham olansın
Sen ki, şah damarından yakın olan, her nefeste zikirle anılansın
Sen ki, fikirlerimize varlığınla yön bulduran, nimetlerine karşı sonsuz şükre layık olansın
Sen ki, varlığımın tek sahibi, ruhlarımızın ezeli ve ebedi hükümdarısın
Sen ki, yaratılanlar âdetince hamdu senayla anılacak olansın
Ey RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH’ım sana sesleniyorum şimdi
Beşi birbirinden mukaddes taşla ördüğüm ve İslam’ın nuruyla yükselttiğim kalemden
Bilirim ki, bu gönül frekansımın tek dinleyenisin ve dilediğimi esirgemeden ikram edensin
Hamd sanadır, Ey Âlemlerin yegâne sahibi, Ey varlığıyla zerreleri kuşatan Rabbim
Bu garip gönüllerin her daim dinleyici ol ve bizi senin varlığını duyanlardan ve bu sese ses verenlerden eyle…

Hamd olsun Rabbim bu aciz sözlerimle seni anmama izin verdiğin için…
Gönlümün frekansını sana yönlendirdiğin için…

İLKNUR DOĞANAY 
09 Eylül

Gelirmisin Efendim...




Hüzün damlıyor gözlerimden,
ağır ağır geliyor bu cana ayrılık
acıtmıyor Sensizlikten gayrı hiçbir elem
Sensizliğe bir son verirmisin Efendim...



Şimdi yokluğunla yaralı gönlüm
terkediyor birer birer umutlar
bekliyorum uykularım firarda
Sen'i bana getirmiyor geceler Efendim....


Yine gelirmisin çok özledim ey Yar
Yüreğim her zamandan daha muhtaç teselline
can kuşum çırpınıyor ten kafesinde
tükenen umutlara ab-ı hayat sunarmısın efendim...

bir gece ansızın yine gelsen
silsen yaşlarımı,daralan kalbime ferahlık versen ...
ben geldim desen ,ben geldim
uyan artık gafletten silkin ve kalk desen
tutsan ellerimden kaldırsan
tökezleyip düştüğüm yollardan....

yine gelirmisin Efendim
küçük bir kız çocuğu edasıyla yalvarsam
Rabbimin huzuruna çıkmaya utanıyorum desem
asırlar öncesi sahip çıktığın yetim gibi
banada sahip çıkarmısın Efendim...

katran gecesi ruhuma güneş olup doğsan
Sen'inle yeniden tertemiz doğsam
uzatsam ellerimi sana doğru
tutarmısın ellerimden Efendim...


Nasıl bakarım bu cürmümle yüzüne
başımı utancımla eğip önüme
pişmanlıklarla dönmek istesem geriye
huzuruna alırmısın Efendim...



Son bir adımım uçurum kenarında
kurtuluş istiyorum son anlarımda
feryadımı duyup can sunar mısın ruhuma efendim...

gelişin kurtuluşa vesile alacak
yada bu satırlar son feryad..
bu acizin feryadlarını duyup
bir kez daha gelirmisin Efendim...



Gelirmisin?Gelirmisin?

Gel Efendim…

Gel ne olur...

Bırakma beni yalnız bir başıma

Sana muhtacım..

Gelirmisin Efendim...



(Yaban Gülüm) 9 eylül 09…
03 Eylül

Kırgın durduğuma bakma...




Kırgın durduğuma bakma...


Kırgın durduğuma bakma, aslında bende herşey aynı. Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.

"Hiç değişmeyeceksin" diyor bir dostum. Bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana. Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait. Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? Yaşım daha küçük yüreğimden.

Ben aslında rüzgar olsam, hep doğudan eserdim.

Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim.




Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim.

Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım.

Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu.

Ben aslında anladım, cami avlusuna terkedilen kundaklık bir çocuktan bir farkım olmadığını.

Ben aslında anladım, hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu.

Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım.

.....

'Neyse' deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.

Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı...




Yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı'nın ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum. Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye... Oturup ağlamalıyım halime.

Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece, kimbilir... ALINTI...
 
 
 
 Dualarda buluşalım İnşaALLAH ...  
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
 - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

 Gönlünüzdeki güllerin ömrünüze dağıtılması dileklerimle Hoşgeldiniz....

 

 

Lütfen bekleyin...
Girdiğiniz yorum çok uzun. Lütfen kısaltın.
Hiçbir şey girmediniz. Lütfen yeniden deneyin.
Üzgünüz, şu anda yorumunuzu ekleyemiyoruz. Lütfen daha sonra yeniden deneyin.
Yorum eklemek için ebeveyninizden izin almanız gerekiyor. İzin isteyin
Ebeveyniniz yorumları devre dışı bıraktı.
Üzgünüz, şu anda yorumunuzu silemiyoruz. Lütfen daha sonra yeniden deneyin.
Bir günde bırakılabilecek yorum sayısı üst sınırını aştınız. Lütfen 24 saat içinde yeniden deneyin.
Sistemlerimiz diğer kullanıcılara istenmeyen posta gönderiyor olabileceğinizi bildirdiğinden hesabınızdan yorum yazma özelliği kaldırıldı. Hesabınızın devre dışı bırakılmasının yanlış olduğunu düşünüyorsanız, lütfen Windows Live desteğine başvurun.
Yorum bırakmayı bitirmek için aşağıdaki güvenlik denetimini tamamlayın.
Güvenlik denetiminde yazdığınız karakterler, resimdeki veya sesteki karakterlerle eşleşmelidir.


”Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir.
Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.
Yürü ki, Allah’a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş”

Aşk ile aklın,
iyi ile kötünün,
bilgelik ile cehaletin amansız kavgası…
ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu…

A'mâk-ı Hayal
Filibeli Ahmed Hilmi

Her Trajedi , diğer elinde bir hediyeyle gelir…
Ama genellikle acı çekmekle öylesine meşgul oluruz ki ;
Hediyenin farkına bile varmayız!
O da geldiği gibi yitip gider…!

Mevlana der ki :
‘’ Üzülme ! Kaybettiğin her şey başka bir şekle dönüşüp sana geri döner…!‘’

Yüreğinizdeki ümit çiçeği asla solmasın….



Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.

ALLAH şimdiden tutulacak oruçlarımızı kabul etsin... ALLAH a emanet kalın..





18 Kas.
ahmed akyazan:

selam ve dua ile nur ablam
14 Kas.


Unutkandır insan. En çok da kendini unutur. İnsan yanını yitirir. Sık sık kalbini düşürür göğsünden. Vicdanına temas etmeden geçirir bir ömrü. Gönlünün gönlünü etmeden getirir yarını. Şehrin gürültüsünde, telaşların yangınında, görsel kandırmaların kuytusunda, yüzüne serince değen, senden hiç yüz çevirmeyen, boş söz ve yalan söylemeyen, unuttuğun yanlarını hatırlayan, düşürdüğün kalbini yakana yeniden takan, çiçek kokulu bir pencere önünde bekleyen, yağmur sonraları ikindilerde sıcacık tebessümeyle koyup gelen bir dost içtenliğini…

…kim istemez?

Ateşli politik cepheleşmelerde, ezici küresel gündemlerde unuttuğumuz nedir? Gündelik telaşlarda, taraflılıklara indirgenen bakışlarda yitirdiğimiz kimdir? En acımasız siyasal rakiplerin birlikte ağladığı bir görüntü yok mudur ülkemizde? İri puntolu manşetlerin, kalın harfli köşe yazılarının kalıplarını kırıp da, savunmasız ve çıplak yanlarımıza aniden dokunuveren bir, bizi kol kola getiren, herkesi birlikte kucaklayan, kucaklatan bir ortak sevincimiz yok mudur? Yeryüzünün kavgalara boğulmuş, tarafgirliklere parsellenmiş acılı yüzünde, hele de bu ülkenin coğrafyasında, o kadar çok ortak sızımız var ki, ortak hazzımız var ki? Niye kavga ediyoruz? Neyi bölüşemiyoruz?

Siyasal etiketleri bir düşürsek yakamızdan. Sayısal etkilenmeleri bir kenara koyuversek… Ortak değerlerimize eğileceğiz hüzünle.. Ortak kaygılarımızın başında kucaklaşacağız umutla. İnsanın olduğu her yerde, insan özünün unutulmadığı her zeminde bir huzur umudu vardır, sevinçlerin gök mavisi saklıdır.

Senai Demirci




Şu an vakit geceyi çoktan geçti sabaha doğru ilerlemekte.Doğacak olan gün gibi yeryüzü de bizi bekliyor.İnançlı olan bir insanın etrafına umut dağıtması,insanları mutlu etmesi,kalplerinde güzel bir yer edinmesi,küçük bir sözle dünyasını aydınlatması, yaradanı insanlara anlatması için...Haydi kalkın dostlar.Yapacak çok işimiz var.Güne bir ayet ve bir hadisle başlayalalım.Asl olan öğrendiklerimizi yaşamak ve yaşatmak.Unutmayalım yürekten kopan küçük bir tebessümle başlar insanların kalplerine gitmenin yolu...Gününüz hayırlı ve bereketli olsun....
9 Eyl.
ahmed akyazan:

Hani söz vermistik..

 
 
Bela" demistik "Elestü bir rabbiküm" sualine,
Yaratici,rizik verici ve yegane kanun koyucu olarak ALLAH'tan baska ilah,
Önder olarak da O'nun Resulünden baskasini tanimayacaktik.
Hani söz vermistik..

HANI SÖZ VERMISTIK Erkam'in evinde.
Hangi sart ve ortamda olursa olsun Ilay-i Kelimetullah misyonunu yürütecek
Musibetlerden yilmayacak,hiç bir tehditten korkmayacak,
Gerekirse, ölümlerin en güzeline talib olacaktik...
 
HANI SÖZ VERMISTIK Akabe tepesinde
Kendimizi ve ailemizi korudugumuz gibi
Kanimizla, malimizla ve canimizla koruyacaktik RESULULLAH'i

Hani söz vermistik Akabe tepesinde
Dogru olan her sey de Resule itaat edecektik
Rabbani davayi elden ele,gönülden gönüle,balçikla sivanmayan Hakikat günesini
Cihadsiz ve Sehadetsiz birakarak lekelemeyecektik.

HANI SÖZ VERMISTIK Medine' de
HANI SÖZ VERMISTIK dünya kardesliginin en güzel tesekkül etmeye basladigi Medine'de
Kiyamete kadar tüm Müslümanlar kardes olacakti
Ve bizler "Muhakkak ki bütün mü'minler kardestir" Ferman-i Ilahisine gönülden baglanacak
Vücudun azalari gibi birbirimizin derdiyle dertlenip,sevinçlerimize ortak olacak,
Komsusu aç iken tok yatan bizden degildir düsturuna,
Evrensel komsuluk bildirisine, kardesligin en alt esigi olarak bakacaktik
HANI SÖZ VERMISTIK Ridvanda;

Basimizi tutamayan ellerimizi kökünden kurutacaktik
Nemlenmemis bir gözü;yaralanmamis,çile çekmemis bir bedeni Mevlaya sunmayacaktik
Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz gecen bir günü yasanmamis kabul edip
Dogarken nisanlandigimiz ölümle,

Cihad masasinda sehadet gömlegini giyerek nikahlanacagimiz günün hasretiyle yanip tutusacaktik,
HANI SÖZ VERMISTIK ayaklarimizi vura vura Mekke'ye girerken
Dinime, namusuma göz diken zalimler tekrar is basina gelirse,

Mukaddes beldelere Ebreheler tekrar saldirirsa, biz de kanatlanip uçacak
Mevlamizin Ebabil kuslari olmaya talib olacaktik
HANI SÖZ VERMISTIK VEDA HACCI'NDA RESULULLAH'A.

Cahiliyye adetlerini bir daha diriltmemek üzere kökünden kurutacaktik
Miras birakilan emanetlere simsiki sarilacak, Ahkam-i Kur'an-iyye'yi bütün dünyaya hakim kilacaktik
Ahde vefa gösteremedik ALLAH'im!!

Zihinlerdeki hatirasini çoktan silmistik Sehadet mi?
Çok uzakti bizden,tanimiyorduk onu, sözlüklerimizden bile çikarmistik
Çile cekmeye yanasmadik

Öyle egildik,öyle egildik ki, dogrulacak ne bir belimiz,kaldiracak ne bir basimiz kaldi..
Utaniyoruz ALLAH'im!!

Nemlenmemis bir gözle,yara almamis bir bedenle huzuruna varmaya utaniyoruz
Ahde vefa gösteremedik ALLAH'im!

Bunu biliyoruz...
Ama sunuda biliyoruz ki;
Rahmet deryanda ufacik bir damlayiz,
Yüzümüz yerde; ama.. SANA SIĞINDIK ALLAH'IM AFFEYLE BİZLERİ

 

 selam ve dua ile nur ablam Hayırlı Ramazanlar ve cumalar

27 Ağu.
ahmed akyazan:
 
GÖNÜL Kİ GÜLE HASRET...
 
Hatırımıza düştün hatırına düşür bizi. Sevdik seni, sevindir bizi. Uzaktayız yakınına vardır bizi; yandık pınarına kandır bizi. Sıcak yaz günlerinde yaş dalların titreyişi gibi yandır bizi serin kuyulardan; koyu gecenin yıldızlarına karşı uyandır bizi derin uykulardan. Gözyaşı değil nice demdir gözümüzden akan; belki eriyip biten ruhumuzdur damlayan!.. Gül sözleri edelim çok çok, ve gonca sükutu az az. Gül düşleri görelim gül gecelerinde, Gül’ün aşkını derelim gül hecelerinde. Gözü sürmeli ile ağlayanın arasına gül serpelim, güle yeminler edip. Gönülleri yıkayalım gül suyuyla. Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur.

Gönlüm ki Gül’e hasret… Üçüncü halin imkansızlığında… Ve kozanın amansız yırtılışında…

Cevher Gül’e düştü, mıknatıs bana, güzellik Gül’e, sevgi bana… Güzeller güzelleri severmiş ve sadıklar sadıkları… Güzelliğimi arttır benim Gül’üm, ve arındır ayrık güzelliklerden sevgilerimi… Senden yüzüne bakma lezzetini isterim ve titrerim vefadan sonra ayrılığına düşme dehşetiyle. Genişlet sana indirilene yaslanmakta sinemi, ve sade kıl sensiz düşüncelerden gönül ayinemi. Bir yankı ol, ses kat sesime; bir nazar kıl can ver nefesime. Düşümde ya hayalde gel, bitirdi gerçek beni; geldir bizi her halde gel ya yanına çek beni!. Gel Efendim! Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir!..

Gönül ki Gül’e hasret…

Güzellik kendisine sıfat değil ad olan… Gül olmayınca bahçeler berbad olan…

Bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından… Dönüyorsa gökler bir yüzük halkasınca, ve dönmedeyse içinde ne varsa, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından… İyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da… Gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, duru şaraplar içinde zehirler yutuyoruz… Gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller aslında. Nefis kendini içine üflemekte daim. Gülü kendi sesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri. Ah bir bilseler!.. Hâb-ı gaflette geçen ömrümü rü’yâ gördüm.

Gönüller ki Gül’e hasret…

Gönül ki kana boyandı, ve Gül’ün aşkına yandı…

Aşk, bir Gül’ün adıydı… İmdat ki seven unuttu, vefa yine sevgiliye düştü!.. Gel ey, unutma bizi!… Seni bir seven aşkına sev hepimizi!.. Kararlıyım bu gece, bütün varlığımla seni öveceğim… Seni sevdiğim gibi…

İskender Pala
 
selam ve dua ile hayırlı Ramazanlar diliyorum nur ablam
20 Ağu.
ahmed akyazan:
 
*Çaresi olanda acze düşmek * 
Dertlerin daralttığı, sıkıntıların sıktığı, elemlerin inlettiğinde gösterilen tavırlar yükselmenin veya alçalmanın, sağlamlığın veya çürüklüğün, olgunluğun veya hamlığın eşiğine gelindiğinin göstergesidir; bir adım, bir tavır, bir kelamla yukarılara çıkılır veya aşağılara düşülür… Kaygan yollar, keskin virajlar aşılır, güçlükler geçilirse erdemli ve onurlu geleceğe ulaşılır; yolun dışına düşmek, uçurumlardan uçmak uzak olan şeyler değil, sağlam ip ümit ve cesaret yoksa…

Çaresi olan şeyle çaresi olmayan şey arasında mekik dokur durur ömür dakikaları; tik taklar, hadle hesabına bilmek veya bilmemek arasındaki keskin vuruşlardır… Yapabileceklerini yapmayan çaresizliğin aczinde bir kaşık suda boğuşan, boğulandır; çaresi olmayanı kabullenen de dev dalgalar arasında sağ salim yaşayan ve selamet sahiline ulaşandır…

Yapabileceklerini yapma cesareti ümit, nice dar geçitlerden geçirir, nice olmazları olduruverir birden, geri bakıldığında şaşkınlık ve hayret görülür sadece; bunlar ne zaman, nasıl oldu?

Güneş ümitle doğar her gün, geceyi aydınlatan ay ümidin yörüngesinde gezer, yıldızlar cesaretle yola çıkanlara yol ve yön gösterir, yağmurlar ümit ve aşk ile toprağa düşerler, hayata beşiklik eder toprak; insan toprağın üzerinde ümitsiz gezinir; sonsuzluğundan habersiz, günlük küçük meşgaleler, geçici işler, darlattığı dertler, anlık zevklerde boğulmuş olarak…

Yapamayacağını kabullenmek haddini bilmek, yapabileceklerini yapmak hesabını bilmek; hadle hesap bilinmeze veya birbirine karışırsa fırtınalı denizlere tutulmuş, karanlık gecelere düşülmüştür; güneş aydınlatmaz, ay ışık vermez, yıldızlar tebessüm etmez olur, her yer keder, her nefes ızdırap…

Kocaman gemi suyun üstünde nasıl durur, dünya uzay boşluğunda hem kendi etrafında, hem güneşin hem de helezonvari hareketle Vega burcuna doğru nasıl gider, ya elektronlar çekirdeğin merkezi etrafında nasıl döner? Hep hadle hesap arasındaki denge ile; çizilmiş yolundan sapmama, yörüngesinde yürümekle, sapma veya yürümeme kıyametin kopması demek…

Günde kaç kıyamet, “an”da kaç kırılma yaşıyoruz; ümit ile korku arasında dengede duramamaktan, hadle hesabı bilememekten, yapabileceklerimizi yapmamaktan, yapamayacaklarımızı yapma uğraşısına dalmaktan?

Hadiselerden, kâinattan ümit devşirmek, yapabileceklerini yapma cesaretini vererek ümit ışıklarını daha da çoğaltır; an genişler, zaman esner, mekân hafifler, sükûn solunur hayatın her nefes alıp verişinde… Biliniyordur ki yapamayacaklarını, üstesinden gelinemeyeceklerini geçmesini beklemekten başka çaresi yoktur, kendini veya bir başkasını cezalandırmak çaresizlik isyanı, hiçbir şeyi çözmeyen hatta daha da karmaşıklaştıran bir isyan…

Gece ortasında gündüz olsun dense olur mu, gündüz ortasında istemesen de her şey aydınlanır; kederler gider, elemler dağılır, mutluluk kaplar her yeri, sevinç uzanır her yönden, kalbinin tam ortasındaki güneşle kâinatın karanlıklardan kurtunulmuştur artık…

Haddini ve hesabını bilen, erdem mutluluğuna erenlerden olma temennisiyle.

((Hüseyin Eren))
selam ve dua ile nur ablam
16 Ağu.
ahmed akyazan:

aşkın sahibi

 

 

haykırıyorum: o halde  susturun (!)
 

Asra yemin olsun ki,
en çok kendime zulmettim!



"Stratejik bulmadılar düşüncelerimi.
Çağın tuğrasını çektiler, mil niyetine"
.
.
.
- Hangi pranga öfkemizi içimizden söküp atabilir ki?

Aklım başımdan istifa edeli çok oldu. Kaç zamandır ruhuma kinimi üflüyorum.
Karabasanlar kesiyor soluğumu. İçimin boşluklarından intihara teşebbüs ediyor travmalı tüm duygular.

Katlime ferman, yine "ben" oluyorum.

Üç kuruşluk susuşlarla mevte kadar bozdum misâkımı. Rant sağlama peşinde değilim. Siyasete kurban edecek bir davanın mensubu hiç değilim.
Yalnızca düş peşindeyim.
Hadi sen de düş peşime...

Bu ipte kaç cambaz oynama kavgasında böyle?!
Yargısız infazlarda nöbet tutuyorum.
Hangi yaramdan sarılıyorsam tekrar kanıyorum.


Asra yemin olsun ki,
kinim en çok kendime!..



Kend(t)ime küstü/rüldü/m.
Hüsranların yamacında gezineli dünyaya sataşır oldum.

Bir ters- bir düz sövüyorum, çağın dışına çıkamayan yanımıza.

Bir çığlığa susuyorum. Avaz avaz ayaz oluyorum. Üçüncü çoğul kişiler ünlemlerimi elimden almış olsalar da: HAYKIRIYORUM.
Şimdiki zamanı yaşayanlar telaşa kapılmasınlar! "DİNİ GEÇMİŞ ZAMAN"a uyarladılar "uzlaşan" tüm fiilleri.


Asra kasem olsun ki,
İsyanım kendimedir!


Bütün çilemi alt alta toplasam kaç yürek eder? Kaç kahırlık yanmışımdır geçen bunca yılda ben? Bu hesap, kitaba uymaz. Dağıt ve tekrar topla, sağlamasını yap sonra(!)

İsyanım kavgamın şanındandır. İsyanım gönlümün susmaya razı olamayışındandır. Sus(ma) ve isyankâr olma gönlüm(!)



Asra yemin olsun ki,
Aldanış üstüne aldanışlardayım!



Güneşin avuçlarında yakalıyorum yüreğimi. Kendimi arayışlarım uzun metrajda. Bakiyem dibe vurmada. Ruhsatım yok vakte şükür biçmeye. Aldanış ki, yakama yapışan yazgı. Aldanmışlık ki, ardışık mahvoluşlar seansı. Tüm aldanışlarımın bileşkesi yamalı bir mağlubiyet! Aşınan zamanların vurgunuyum ben. Gazap üstüne azap giydirilmiş hükmüme.

Gittikçe ufalıyorum..
Hudutları aşan zihnim sınır dışı ediliyor.
Düşlerimden yırtın libasımı.
Düşüncelerimi dar ağacında ağarlayın.
Fikir sancıdır, ağır bedel ister biliyorum..
Düşünüyorum: hadi öyleyse vurun.
Çekin ipimi!
Azrail'e baş eğersem, aklımla aramı bozarım.



Asra yemin olsun ki,
Haddi aşan hatalardayım.



Niyetsiz bir tevbe kaç günahı silebilirse, o kadarım. Sınır tanımaz bir acziyetin sınırındayım. Aldanışlar uçurumundayım, heyhattt!...

AYARI BOZUK BİR ÖMÜR, KAÇ ÖLÜME DENK GELİR?


Asra yemin olsun ki,
İnsanlık ziyanda. . .



İki yol arasında gel-gitlerdeyiz. Ne tam iman, ne tam inkar.. Ölüm değmemiş yaşamımıza, hakikatin gölgesindeyiz. Sabrı ve hakkı merkez edinemeyenleriz. Bir tarağın kırılmış ve ayrılmış dişleriyiz..

-FE EYNE TEZHEBUN?-

Bu gidiş nereye?

İnşallah SELAMETe.
İnşallah HİDAYETe.
SIRAT-I MÜSTAKİMe..

YA RAB!
SEN BİZLERE MERHAMETİNDEN LUTFEYLE!



Lâl edilmiş çığlıklarımızın arifesinde haykırmalardayım.
Şükür ki kapsama alanını aşacak yankılarım.
Hadi kesin sesimi!
Susturun içimdeki susmayan beni.

EyvAllah özgürlüğün tene değişine!
EyvAllah!

Fatma Erdim

hayırlı cumalar baki selam ve dua ile nur ablam

7 Ağu.
HAZRET-İ MEVLANA - KUDDİSE SİRRUH - BUYURUR

"EY HAK YOLCUSU!

GAM VE KEDERİN VARSA SEVİN!ONLAR,YARIN SENİN İÇİN HAZIRLADIĞI BULUŞMA TUZAĞIDIR.
ZİRA İNSAN GAM VE KEDERLE DOLU OLDUĞU ZAMAN HAKK'A SIĞINIR,HAKK'I HATIRLAR."

"GAM VE KEDER BİR HAZİNEDİR.SENİN HASTALIĞIN VE BAŞINA GELEN BELALAR,SIKINTILAR DA BİRER HAZİNEDİR."

"KEZA GAM VE KEDER,GÖNÜL AYNASININ ÜZERİNDEKİ TOZLARI ÜFLEYEN MANEVİ BİR LUTUF RÜZGARIDIR;SAKIN ONU KÖTÜ BİR FIRTINAYA BENZETME!..."

"BU AŞK YOLUNDA BENİ GAMDAN BAŞKA KİMSE HATIRLAMIYOR,GAM VE KEDERE BİNLERCE DEFA AFERİN!.."


SLM VE DUA İLE RABBİME EMANET OL...gula dılemın...
25 Tem.
ahmed akyazan:
İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…

“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”(İnşirah/1)

  
 
 
Ey can...
Üzülme ve üzme güzel yanlarını...Yıkılma, dik kal...!!!

İyiki Rabbimin inşirahı var....
Unutma zorluk varsa,önünde ve ardında kolaylık var...
selam ve dua ile nur ablam
23 Tem.

http://img1.loadtr.com/b-236792-hay%C4%B1rl%C4%B1_cumalar.gif

 

Haftanın Duası

Ey, varlığı canlarımızın cânı, nûru gözlerimizin ziyası Yüce Varlık! Kalb katılığından, gafletten, başkalarına bâr olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten; cehaletten ve faydasız bilgiden; ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan; nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından; ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz!

 

Sözün Özü
Efendimiz,"Müjdeler olsun nefsine hakim olana!.. Müjdeler olsun (misafir kabul etme hususunda) evini geniş ve müsait tutana!.. Müjdeler olsun hataları karşısında gözyaşı dökene!.." diyerek ümmetine âdeta üç basamaklı bir miraç yolu göstermiştir. Gözyaşının kıymetini de şöyle ifade buyurmuştur: "İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokun(a)maz: Birisi gözü yaşlı Hak erinin, diğeri de Allah yolunda nöbet tutan yiğidin gözleridir."

HAYIRLI VE BEREKETLİ CUMALAR...AEO...KİB...

SELAM VE DUA İLE...GULA DILEMIN...

17 Tem.